#15 Durum Bu

//#15 Durum Bu

I.Konformizmden ezber bozmaya gittiğim bu yolda eski bildiklerim ile yeni farkına vardıklarımın birbiriyle çarpıştığı birçok gün var. Özellikle Yeniay, yeni yüzleşmelerle geldi.

Bir cümle duydum: “seni üzmek istemiyorum”. Ben bu cümlenin anlamını hala bilmem. Cümleyi kuran özbenlik mi, ego mu? Sen kimsin? Ben kimim? Üzmek istememek? “Üzmek”, istenen bir eylem mi? Yoksa bu bir tehdit mi? Benim zihin yanıyor bunu irdelemeye başlayınca. Neresinden tutsam elimde kalıyor bu ifade.

Gün içinde 1440 dakikada buna benzer kurulan, sorgulanmaya müsait milyonlarca cümle var. Aslında bu, dili kullanma algısının çeşitliliğiyle ortaya çıkıyor. Dil, bir iletişim aracı ve kullanım şeklinde ikili karşıtlık var: Gerçekten iletişim kurmak için dili araç olarak kullanmak ve dil gibi bir araç olduğu için iletişime geçmek. Çoğunlukla ikisi birbirine karışıyor. Halbuki çok az ses bir araya gelip anlamlı heceleri, yerinde kullanılan kelimeleri oluşturuyor. Bunun farkına varınca nefes, ses çıkarmak yerine sessizliği sürdürmeye kullanılıyor.

II.Aşram hayatının içinde özel alanı unutmuşken bir buçuk ay sonra ilk defa bir gece yalnız kalıyorum. İlk dakikadan ilk imtihan geliyor; tuvaletin kapısını açtığım gibi karşımdaki duvarda yumruğum büyüklüğünde, kalın bacaklı beybaba gibi bir örümcek var. Hani bundan önce de örümceklerle imtihanlarım olmuştu ama bu başka bir şey. Kurtaracak ne Dhidam, ne Kalyani var.

Bir süre yerimden kımıldamadan, korkudan ter dökerek onu izledim. Ne yapacağımı bilemedikçe olduğum yerde duruyordum öylece. Kapının önündeki hamakta uyumayı göze aldım ama bunu kaç gece devam ettirmem gerektiğini düşününce başka bir yol aramaya başladım.

Bir süre konuştum beybabayla. Beni duyuyordu bence. “Çekip gitsen dışarı” dedim; gitmedi. Bir şekilde yanaşma cesaretini buldum ve yoga matını rulo yapıp hafifçe bir dürttüm. Kaçtı tavan arasına. Biraz bekledim; birkaç kez daha seslendim ama tık yok. Hala ter dökmeye devam ederken cibinliği yatağın üstüne kapattım ve yatağa girdim. O tavan arasında, ben yatakta… Herkes kendi köşesinde yaşamaya devam edecek. Öyle anlaştık.

III.Hindistan kafası diye bir şey var ve dünyanın geri kalanı o kafaya erişmedi. Yükselen korna seslerindeki sokağın keşmekeşine güveniyorum. Dhidam’ı yolcu etmeden önce 70’lerden kalma, babaannemin evine benzeyen pastanemsi bir yere oturup çay içiyoruz. Tam muhabbete dalmışken kasadaki amca “haydi süre doldu” diyor. Anlamadan bakakalıyoruz; kalkıyoruz. Dhidam’ı trene bindirdikten sonra tuktuk çeviriyorum; beni direksiyona geçirmek istiyor; tuktuk kullanmayı öğretecekmiş. Neyse ki hala nefes alıyorum.

IV.Yola çıktığımdan beri sürekli yaptığım üç şey var:- Her yerde dilimden şükür dökülüyor.- “Ne yapıyorsun?” sorusuna cevabımı derin bir nefes alarak veriyorum.- Başucuma not yazıyorum:”Çırak ol; çırak kal”.

By | 2016-05-29T10:46:00+00:00 May 29th, 2016|Uncategorized|0 Comments

About the Author:

Leave A Comment

Enjoyed this article? Please spread the word.

close-link